LOST ve OKAN BAYÜLGEN'e KARŞI CÜNEYT!


Hasta yatağında 'Lost' dizisini izlemeye başladığını söyleyen Cüneyt Arkın: Başta iyiydi, sonra sıkıldım; insanı aptal yerine koyuyor. Okan Bayülgen'den de hiçbir şey anlayamadım!

Hayranlarına anlattı
Cüneyt Arkın, hasta yatağında aradığı teselliyi 'Lost'ta da bulamadı, Okan'da da! Bir ay önce 11 saatlik zorlu bir bel ameliyatı geçiren Arkın, iyileşme sürecini 'cüneytarkin. com.tr' sitesinde hayranlarına anlattı. Aktör, "Okuyacak gücüm yoktu. Yazmak ve resim yapmak çok yoruyordu. Oğlum, 'Lost' dizisinin DVD'sini getirdi. Onları seyrettim" dedi.

İşe yarar bir şey yoktu
Milyonlarca fanatiği olan 'Lost' için "Başlarda iyiydi. Sonra insanları öyle bir aptal yerine koymaya başladılar ki, vazgeçtim" diyen Arkın şöyle devam etti: Televizyona döndüm. Magazinleşmiş haberlere zor katlandım. Karım "'kan Bayülgen'i izle' dedi, ondan da bir şey anlamadım! Sıkıldım, şiir yazıyorum.

YEDİ İKLİM, TEMMUZ 2009

Selman Ertaş

  • dergide 8 şiir mevcut. sadece yeprem türk'ün 1996 model amasya içinde ölü sevgili şiiri okunası. hüseyin alemdar şiir yayımlamaya devam ediyor. okuyamadım yarım bıraktım. etmese de olur. hikayelerden ise ismail demirel'in bir gencin sayıklamaları fena değildi.
  • kamil eşfak berki üzerine yazılar önceki sayılarda olduğu gibi bu sayıda da var. kamil eşfak berki şiirine doğru bir giriş denemesi. denemesi! evet, denemesi. denemesi bedava :) çok uzun, hala bitmedi.
  • aykut nasip gardaş yine döktürmüş :) yavuz altınışık ve furkan çalışkan ile ilgili iki metni var bu sayıda. aykut nasip'i ilk kez okuduğumda ne diyor bu diye sinirlenmiştim. artık sinirlenemiyorum. sadece güldürüyor. mesela yavuz altınışık'a ismet özel etkisinde bir şair diyor. ve bunu ismet özel'in yıkılma sakın şiiri ile anlamaya kalkmış. bu kez mahalleyi bulmuş fakat hala yanlış sokakta. yanlış hatırlamıyorsam ismet özel o şiiri 1970'ten önce yazmıştı. yavuz altınışık'taki ismet özel etkisini bulmak için ismet özel'in son dönemde yazdığı şiirleri karıştırmak yeterli. ayrıca yavuz altınışık'ın şiirlerini okumaktan yoruluyormuş. yorulmak istiyorsa yedi iklim'in bu sayısındaki hüseyin alemdar'ın şiirini okumasını tavsiye ediyoruz. 6,7 ve 8. sayfalarda.
  • kamil eşfak berki gidişata ilişkin bir yazı yazmış. şöyle başlıyor yazı: ikinci yeni süreci'nin henüz içindeyiz. (?) hala orhan veli hala ikinci yeni. gidişat bu mu? bu ise yandık vallaha.

FAYRAP AĞUSTOS, DENEYSEL KAPAK

FAYRAP'I BULABİLECEĞİNİZ YERLER


İSTANBUL

Kadıköy
Nezih, Genç Mefisto, İmge

Üsküdar
İskele bayi, Kızkulesi (Kaknüs), Zen

[ liste parça parça tamamlanacak ]

TEMMUZ SAYISI ÇIKTI



NOTOS ÖYKÜ, HAZİRAN-TEMMUZ 2009


Nurcan Toprak

  • “türk sineması türk romanının önüne mi geçti” sorusunu soruyor dergi. dosyadan ziyade mikrofon uzatmak bu esasında. sorunun lüzumuna cevaplayanlar da ikna olmuş görünmüyor. dolayısıyla cevaplar da hangisi hangisinin önüne geçti'den yumurta mı tavuktan çıkar'a uzanan geniş bir yelpaze oluşturuyor.
  • dergideki bir habere göre, toronto üniversitesinde araştırmacılar agatha christie'nin alzheimer hastalığına düçar olduğu sonucuna ulaşmışlar. o değil ama yazarın ömrünün sonlarında kelime dağarcığının üçte birini kaybettiğini söylemeleri enteresan. yeni kelime öğrenenler kolayca farkedilebiliyor çünkü:)
  • notos, doğudaki halkın ve bilhassa kadınların sıkıntılarını anlatma düşüncesiyle sanırım, kürt edebiyatından metinlere yer veriyor. bunların başarılı metinler olduğunu söylebilir miyiz, o ayrı. önceki sayılardan birinde kötü bir "ant" uyarlaması (uyarlama çok iyimser bir kelime tabii) vardı sözgelimi. bu sayıdaki "gül kolonyası" hikayesi ise şöyle başlıyor: "din kültürü ve ahlak bilgisi dersi öğretmenimiz yarım saattir hazreti muhammed'in yaşamı üzerine konuşuyor, kimseden çıt çıkmasına izin vermeden. bense sadece onu dinliyormuş gibi yapıyorum. arkasından dilimi çıkarıp, yeter be, diyesim geliyor. ne zaman sıramın önünden geçse, gül kolonyası kokusu burnumun direğini kırıyor; içimden, öğretmenimizle birlikte tüm humeyniciler kasabadan gitse de akşamları gene konu komşuya gidebilsek, diyorum."
  • zorunlu din dersi diye dillendirmedği için, acıklı tabi. ama "bir varmış bir yokmuş" hikayesinde anlatıcının aşırı dinci babasının kendi kızını becermesi kadar değil. yazar sahneyi öyle kurgulamış ki, geçen sayıdaki kuran hocası hikayesiyle aynı dekorun içine ikinci bir kamera koymuş da çekmiş filmi sanırsınız. belki de dincilerin ilgilendiği küçük kızlar diye bir atölye çalışması vardır, bilemiyoruz.

KERTENKELE, MART-MAYIS 2009


Hakan Arslanbenzer
  • heidegger sıkça anılıyor. dergideki birçok yazıda zaman ve varlıktan yoğun (ve bence biraz belirsiz) bir şekilde söz ediliyor. kertenkele'nin bu tutumu aklıma 1990'lardan şehrengiz, ama daha çok da yolcular ve kayıtlar dergilerini getiriyor. varoluşçu dergilerdi bunlar. kertenkele de varoluşçu. varoluşçuluktan islamcılık yoluyla geçmiş biri olarak bu duruma fazla hayret etmiyorum. son dönem islamcılığının batı düşüncesi içinde en ziyade etkilendiği okullar: varoluşçuluk, negritude.
  • mustafa celep ve c. ali ahmet, kertenkele'nin şiir eleştirisi sorumluluğunu üstlenmişler. ikisi de neo-epik harekete, bilhassa bana yakın insanlar. islamcı çevreden olmayan dergiler ve yazarlarla da ilgilenseler belki bu yakınlık ve benzerlik sınırlarını gösterecek, belki de aşacak sınırlarını. özellikle c. ali ahmet için bence bu bir kayıp. çünkü şiire çok yakından ve şeffaf bakan bir adam c. ali ahmet. ama yakından bakacağı şiiri seçerken hüseyin cöntürk'ün düştüğü hataya düşüp sadece belli bir dünya görüşü çevresinde kalıyor. cöntürk şiiri dürüstçe ve zekice okuyan bir adamdı; bu sayede de yol gösterici, hatta yol açıcı bir eleştirmen olmayı başarmıştı. ahir ömründe de ideolojik takıntılarını yenmişti. ama asıl faal olduğu dönemde, 1955-70 döneminde "çağdaşlık" kaziyesi veya zorunluluğu cöntürk'ün eleştirisinin sınırlarını çizmiş, bu yüzden de mesela turgut uyar'ın yanına sezai karakoç'u koyamamış, bunun yerine necatigil'le falan yetinmek zorunda kalmıştı.
  • bu güdüklük, sınırlılık, "yaşama birliği" (cöntürk'ten şahsen işittiğim bir şey) zorunluluğu şiir hakkında yazı yazan herkeste var. herkes kendi çevresine sıkışıp kalıyor. bundan da bilgisi ve yeteneği kuşkulu, fakat belli çevrelerin sosyal beklentilerini karşılamasını bilen pazarlamacı yazarlar kazançlı, c. ali ahmet gibi şeffaf adamlar zararlı çıkıyor. utku özmakas veya mustafa akar eleştirmen, ama c. ali ahmet hiç kimse değilmiş gibi oluyor. bunda tabii utku'yu ya da mustafa'yı pohpohlayan dergi editörlerinin de suçu gizli. c. ali ahmet ise kimsenin suçu, sevabı olamayacak kadar masasında duran şiirlerle ilgili.
  • ama bakalım yani. dürüstçe, nazikçe bir ilk adım atmış c. ali ahmet. gerisini getirmeyi allah nasip eder inşallah.

TÜRK EDEBİYATI, MAYIS 2009


Mesut Bostan

· türk edebiyatının bu sayısında tanıtılan kişiler: ibnülemin mahmud kemal, rahmi eray ve haluk oral. tanıtılan kitaplar arasında da dr. mustafa tatçı’nın yunus emre hakkındaki çalışması (tatçı; yapılan söyleşide hümanist, muhafazakar ve islamcı üç farklı yunus yorumunun olduğu tesbitinde bulunuyor. hüküm bildiren, ilginç bir yaklaşım.), iskender palanın yeni romanı ve ebubekir eroğlunun deneme kitabı “çalkantı ve dalga” bulunuyor. derginin tek eleştiri yazısı ise elif şafakın pembe kapaklı romanı hakkında. şems ve mevlana ars eroticasına mutedil bir eleştiri getirilmiş. eski kelime kullanımları konusunda ise had bildiren bir değini yazıda yer alıyor. genel manada yerinde bir yazı olmuş.

· dergideki önemli yazılardan bir diğeri olan, nazan bekiroğlunun redif hakkındaki yazısının başlığı şöyle: “teklif değil ısrar”. günümüz şiiri için redifi bir öneri olarak öne sürdüğü sanılabilir. öyle değil. en azından ilk planda şiir sathında kafiyenin çeşitlilik arz eden bir teklif olmasına karşıt olarak redifin ısrarı ifade etmesi anlatılıyor. yazar; divan şiirinde redifin merkezileştirici, bir araya toplayan bir işlevi olduğunu söylüyor. akla ismet özelin “bir kucak”ları geliyor. günümüz şiirinde kullanılan bu tekrar yöntemini mevzu bahis etmemiş olması yazının aksayan bir yanı. belki de bunu retorik diyerek dışlayacak olduğundandır. orası kesin değil.

· tahsin görgünün “edebiyat ve felsefe” isimli yazısı şu cümleyle sona eriyor: “bir türk felsefesi ve dikkate değer sosyal
bilimler, ancak geniş olarak sanat ve özellikle edebiyat ile kurulacak böylesi sahih bir alaka üzerinde gelişme imkanı bulacaktır.” amenna. ama böylesi anlatılırken sanki söylenen sözün içi doldurulamamış gibi. hatta dikkatsiz bir okuyucuda çelişkili izlenimi bırakacak ifadeler yazıda yer bulmuş. yazıda tanpınarın bir ifadesinden yola çıkılarak “sanat sanat içindir” şeklinde özetlenen yaklaşımının edebiyata ve sanata biçilen rolü nasıl oynayacağı çok iyi açıklanamamış mesela.

· hatice bilen buğranın annelik hakkındaki hikayesi tecrübi olması açısından dikkate değer. kendine has bir üsluba sahip. ama yer yer konu edindiği çatışmayı fazla mı büyütüyor diye okuyucuyu derde sürüklüyor. mesele şu: anneler çocukları için ne gibi kötülükleri yapmayı göze alırlar. tek çatışmamız bu olsun ya hu. dergideki şiirler ise genel olarak tabu oyunundaki kartlara benziyor. “aşk” isimli bir şiir var ki şiirde aşk hakkında yapılmış bütün klişeler alt alta
dizilmiş gibi. şiirlerden en ilgi çekeni “bir türbe var orda” isimli olanı. şiirde cumhuriyetin ütopik köylücüğüne, “orada bir köy var uzakta”ya nazire yapılıyor. türbe, yatır, evladı fatihan romantizmine karşı ironik bir yaklaşım söz konusu.

KARAGÖZ, NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2009

Esma Güneş

  • 10 şiir var bu sayıda. Osman Özbahçe, Vural Kaya, Enes Özel şiirleri okunuyor. Enes Özel’in, iyi başlayıp sonra bozulan, ifade ve konu olarak burgu gibi aynı yerde dönen bir şiiri var. Belki amaç da budur, bilemiyoruz. Adı Vida çünkü.
  • Şiirin milletle bağı dosyası var bu sayıda. Ortak bir şeye işaret ederek yazılmamış yazılar. Murat Üstübal’ın “E-millet Çağında Şiir” başlıklı bir yazısı var. E-millet çağında şiir de görsel olur, diyor. Çünkü, görsel şiir devletin millet üzerinde, milletin devlet üzerindeki simülasyonunu aşmak için tek yolmuş. Yani şiir, şiir olarak ulaşamıyor okuyucuya, ulaşsa da etkili olamıyor, onları onların silahlarıyla vuralım gibi bir şey demek istiyor. Görsel şiirin alıcısı, yazılan şiirden daha mı fazla da simülasyonu yazarak değil çizerek, keserek, yapıştırarak, püskürterek aşıyoruz.
  • Enis Akın, milleti temsil beklentisinin şairin güç istenciyle ilgili bir şey olduğunu söylüyor. Milleti temsil, estetik tembelliğe yol açıyormuş.Yapacaksanız da atılan taş ürkütülen kurbağaya değsin diyor. Biri ancak diğerine rağmen var olabilecek iki ayrı şey sanki bunlar. Estetik gücünü, kalıcılığını siyasetinden, altındaki fikirden alır. Öyle değilse madem niye İsmet Özel deyip duruluyor Karagöz’de.. Hem şiirin milletle bağ kurmasının, güç istenciyle bir ilgisi de yoktur. Tersine, güçlü olanın milletle bağ kurmak gibi bir derdi olmaması söz konusudur.
  • Özbahçe’nin dosya kapsamındaki yazısı, diğer birçok yazısı gibi “Türk şiirinin zirvesi İsmet Özel” yargısıyla bitiyor.
  • Enes Özel, Burak Acar’ın şiir kitabı hakkında yazmış. Enes Özel’in tespitleri ya da tespit yapma konusundaki isteksizliği, Burak Acar’ın kitabını beğenmediği, başarılı bulmadığı izlenimi veriyor.
  • Serkan Işın'ın yazısı, Futurama çizgi filmi üzerine.. Serkan Işın tabiî ki Futurama hakkında yazacak. Maden filmi hakkında yazmasını beklemiyorduk zaten..

HAZİRAN SAYISI ÇIKTI


  • Fayrap'ın Haziran 2009 sayısı bugünden itibaren kitapçılarda.
  • Abonelerimize ve protokol listemizdeki yazarlara dergi gönderildi.
  • Fayrap'ı okuyunuz, okunmasına katkıda bulununuz.
  • Abone olunuz, abone bulunuz.
  • Bu dünya kimseye kalmaz.