Birbiriyle alakasız gibi görünen iki kitap: Silik Fotoğraflar ve Kompile Hikayeler. Silik Fotoğraflar Orhan Okay’ın etkilendiği, beslendiği, önemsediği, çokça faydalandığı ve hepsinden önemlisi benimsediği kişilerle ilgili yazdığı denemelerden oluşuyor. Denemeler önce bir gazetede yayımlanmış, daha sonra yayınevinin teklifi üzerine bir araya getirilip kitaplaştırılmış. İyi ki kitaplaştırılmış, çünkü Orhan Okay’ın samimiyeti ve anlattığı kişilere duyduğu muhabbet, yazılar ardı ardına okunduğunda daha kuvvetli hissediliyor. Daha da önemlisi bu muhabbetin kaynağına daha iyi yaklaşmamızı sağlıyor. Kompile Hikayeler ise adı üzerinde bir hikaye kitabı; Nihat Genç’in cevval üslubuyla doğmuş olaylar, kahramanlar, duygular, düşünceler, eleştiriler… 96 sayfa ama okumaya başladığımız zaman, kitabın sonuna nasıl geldiğimizi bilemiyoruz. Öyle okunaklı, ahenkli, düşündürücü, -hadi söyleyelim- bir yandan da eğlendirici hikayeler. Tekrar tekrar okunabilir. Peki bizim bu iki kitapta gördüğümüz ne ki ikisini bir arada anma gereği duyduk? Popülist eserlerin ideolojik ayrımları aşan bir “biz duygusu” uyandırdığını düşünüyoru
z. Böyle düşünerek acaba hata mı ediyoruz? Bu düşünce bir an aklımıza geldiği için tereddütlüyüz. Tabii ideolojik ayrımlarla oluşan bir bizden söz etmiyoruz. Halk olarak biz duygusundan söz ediyoruz. Aynı halktan olmak, kendini bir halkın mensubu saymak, kendinde bir halkın sorumluluğunu hissetmek, bu ahlak üzere hareket etmek, düşünmek ve yaşamaktan. Bu düşünceleri ilham ettiği için Silik Fotoğraflar’ı ve Kompile Hikayeler’i birlikte anma gereği duyduk. Zira iki eseri de okurken yoğun biçimde bir biz duygusuyla dolduğumuzu itiraf etmemiz gerekiyor. Bunun da ötesinde biz duygusunun peyda olduğu kaynağa yaklaştığımızı da hissettiriyor. Yani muhabbete, sevgiye, sohbete, iyi niyete. Zira Orhan Okay çok sevdiği insanları anlatırken samimiyete, sevgiye, muhabbete fazlasıyla önem vermiş. Hiç kötü duygularla eline kalemi almamış. Öyle bir anlatıyor ki anlattığı kişileri okuyucunun sevmekten, benimsemekten, anlamaya çalışmaktan başka bir seçeneği kalmıyor. Nihat Genç de aynı şekilde kahramanlarına sevgiyle yaklaşıyor. Diyaloglardaki küfürlerde bile bir muhabbet var. Anlıyoruz ki bu küfürlerin anlamı, sözlük anlamlarını aşmış, başka anlamlara ulaşmış, ayrı bir dil haline gelmiş. Hukuk okumak için seyyar satıcılık yapan Şişko, çingenenin aşkına karşılık veremeyen Ergen, sapık damgası yeme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Yazar… halktan insanlar. Ve halktan olmayı halkı severek muhafaza etmişler, önemsemişler, taşımışlar. Orhan Okay da aynı şekilde şair Mehmet Akif’ten, düşünür Nurettin Topçu’dan, hasbi arkadaş Rahmi Eray’dan… söz ederken, aynı sevgiyi, samimiyeti, iyi niyeti ve temiz bakışı ortaya koyuyor. Tüm bunlar okuyucuda biz duygusu uyandırıyor; anlatılan insanlarla yakınlaşmamızı sağlıyor; böylece popülist bakışa, düşünceye ve yaklaşıma birer örnek teşkil ediyor.
1 yorum:
biz deyince yaşlı bir akademisyen var karşımda sanıyorum, ömer abi "biz" deme!
Yorum Gönder